Ben, 25 yaşında, Kurtköy’de yaşayan bir hikâye avcısıyım. Boyum 1.67, kilom 59; fakat bunlar beni tanımlayan tek şey değil. Hayatı, tek tek dizilmiş günlerden çok, içimdeki küçük sahnelerle kuruyorum. Bazen kahkaha atan bir an, bazen sessiz bir düşünce, bazen de geldim ya dedirten bir manzara—hepsi beni ben yapan küçük parçalar. Sinema ise bana sadece bir hobi değil; bazen sığınak, bazen pusula. İzlediğim bir filmin ortasında, karşıma çıkan bir karakterin tereddütünde kendimi bulduğum çok oluyor. Bir film bittiğinde ekran kararır, ama benim içimde düşünceler ve sorular hâlâ ışıklarını korur: “Ben olsam ne yapardım?” Filme dair sohbetleri seviyorum; kahvelerin arasında sahneleri parçalamak yerine, hisleri paylaşmayı yeğliyorum. Çünkü bağ kurmanın zarif yolu, aynı şeye farklı açılardan bakmaktır.
Eğlence mekanlarına yaklaşımım da bu yüzden: sadece müzik ya da kalabalık değil, enerjinin kendisi benim için önemli. Şehrin ışıkları altında akşam yemekleri, canlı müzikte karşılaşılan bir gülümseme, ya da ani bir “hadi çıkalım” çağrısı; bunlar hayatımın ritmini oluşturur. Hayatı çok ciddiye alıp kendini unutanlardan değilim; ama hiçbir şeyi hafife alıp kalp kırmayı da normal saymam.

Neşeyi severim; fakat neşeyi saygıyla süslemek, beni daha çok mutlu eder. Alışveriş benim için bir keşif yolculuğu: bugün hangi tarafım daha çok bana benziyor, diye sormak. Kıyafet, parfüm, küçük bir aksesuar—ruhuma iyi gelen küçük bir dokunuş. Stilimi gösterişten çok, incelikli detaylarda bulurum; yüksek sesle değil, doğru cümlelerle etkileyen bir yaklaşıma inanırım.
Seyahat de içimdeki merakı dışa vuran bir yolculuk. Yeni bir sokak, yeni bir kahve kokusu, yeni bir gün batımı… Bazen deniz kıyısında yürümek, bazen eski bir semtte kaybolmak, bazen plansızca gelişen bir rota. Seyahatte en çok sevdiğim şey, kendi içimi de yanında taşıdığını fark etmek. Bazı şehirler bana yeni manzaralar getirirken, bazıları benden daha çok yeni bir ben çıkarır. Ben ikincisini seviyorum.
Burada ne arıyorum peki? Gerçek bir tanışma. Yapmaca cümlelerle, kopyalanmış mesajlarla yürüyen biriyle değil; güçlü iletişim, dürüstlük ve nezaketle kurulan bağı tercih ederim. Kendine saygısı olan birinin karşısındakine de saygı taşıması gerekir; ben bu dengeyi arıyorum. Mizahın da önemli olduğuna inanıyorum; çünkü birlikte gülebilmek, zor anların üzerinden gelmenin anahtarıdır. Ancak mizahı incitmeden yapan, zekâsını küçümsemeyen birini arıyorum. Eğer benimle tanışmak istersen, büyük vaatler yerine küçük bir samimiyetle başlamak yeterli: Son izlediğin film hangisiydi ve sende ne bıraktı? Çünkü ben insanı en çok bıraktığı izlerden tanırım. Belki aynı filmde farklı bir sahneye güleceğiz, ya da aynı şarkıda farklı bir kelimeyi keşfedeceğiz; ama konuşurken zamanın nasıl geçtiğini unutabiliyorsak, gerisi kendiliğinden gelir.
Filiz olarak ben, hayatı güzelleştiren ayrıntıları ciddiye alan, insanı iyi gelen bağları değerli bilen ve doğru kişiye denk geldiğimde “buraya sıcak diyebilirim” diyebilen biriyim. Eğer sen de tanışmayı bir şansa değil, iki tarafın da emek verdiği küçük bir yolculuğa dönüştürmek istiyorsan… belki aynı hikâyenin ilk sayfasındayızdır.